“Regülasyonun” (düzenleme) tersidir. Devletin, (neoliberalizm etkisiyle) ekonomik verimliliği ve rekabeti artırmak amacıyla piyasalar üzerindeki kural ve denetimlerini kaldırması veya azaltmasıdır. (Örn: Havayolu veya bankacılık sektöründeki kısıtlamaların kaldırılması).
Immanuel Wallerstein tarafından geliştirilen bu teoriye göre, tek bir “dünya ekonomisi” vardır ve ülkeler bu sistem içinde üç role bölünmüştür: 1) Merkez (yüksek teknoloji üreten zengin ülkeler), 2) Çevre (hammadde sağlayan yoksul ülkeler), 3) Yarı-Çevre (her ikisinin özelliklerini taşıyan orta gelirli ülkeler). Çevre, Merkez tarafından sömürülmeye devam eder.
(Theodor Adorno tarafından geliştirildi) Bazı bireylerin, psikolojik olarak katı kurallara, hiyerarşiye ve güçlü liderlere sorgusuz sualsiz itaat etmeye, “dış gruplara” (göçmenler, azınlıklar) karşı ise önyargılı ve saldırgan olmaya yatkın kişilik yapısını tanımlar.
Partilerin faaliyetlerini (mitingler, reklamlar) yürütmek için ihtiyaç duydukları parayı nasıl buldukları meselesidir. Üç ana kaynak vardır: 1) Üye aidatları, 2) Devlet yardımı (Hazine yardımı), 3) Özel bağışlar. Bu bağışların (özellikle 3. maddenin) şeffaf olmaması ve denetlenememesi, siyasi yolsuzluğun ana kaynaklarından biridir.
Gelişmekte olan ülkelerin (özellikle 1950-70’lerde) dışa bağımlılığı azaltmak için, ithal ettikleri sanayi ürünlerini (otomobil, beyaz eşya) gümrük duvarlarıyla (ithalatı pahalılaştırarak) koruyarak kendi ülkelerinde üretmeye odaklanan kalkınma modelidir.
İnsanların, mutlak yoksulluktan çok, “sahip oldukları” ile “sahip olmayı bekledikleri” (veya komşularının/diğer grupların sahip olduğunu gördükleri) arasındaki fark nedeniyle memnuniyetsizlik yaşamasıdır. Bu “göreceli yoksunluk”, devrimlerin ve toplumsal hareketlerin neden en fakirler tarafından değil, beklentileri yükselmiş gruplarca başlatılabildiğini açıklar.
Jürgen Habermas tarafından (Nazi Almanyası sonrası) önerilen bir kavramdır. Ulusal kimliğin, ortak bir etnik kökene, kültüre veya tarihe (“kan bağı”) değil, tüm vatandaşların paylaştığı demokratik ilkelere ve anayasal değerlere (“hukuk bağı”) dayanması gerektiğini savunan sivil bir milliyetçilik anlayışıdır.
Soğuk Savaş sırasında (1961’de kuruldu), ne ABD liderliğindeki Batı Bloku’na ne de Sovyetler liderliğindeki Doğu Bloku’na askeri veya siyasi olarak “bağlanmayı” reddeden, genellikle yeni bağımsızlığını kazanmış “Üçüncü Dünya” ülkelerinin (Hindistan, Mısır, Yugoslavya liderliğinde) oluşturduğu uluslararası platformdur.
Sadece siyasi elitlerin (partilerin) değil, aynı zamanda halkın da ideolojik olarak “sağ” ve “sol” gibi iki zıt kampa ayrılması, bu kamplar arasındaki mesafenin artması ve birbirlerine karşı duydukları “duygusal” nefretin (negatif partizanlık) yükselmesidir.
Siyasal kararların, sadece seçilmiş hükümet tarafından değil, aynı zamanda toplumun büyük çıkar gruplarının (özellikle işçi sendikaları konfederasyonları ve işveren örgütleri) liderleriyle yapılan üçlü müzakereler yoluyla alındığı sistemdir.