(Psikolojiden siyasete uyarlanır) Rehinelerin, kendilerini esir alanlara duygusal bir bağ geliştirmesi durumudur. Siyasette, baskı altındaki halk kitlelerinin, kendilerini baskılayan otoriter liderlerle özdeşleşmesi, onları savunması ve hatta onlara hayranlık duyması durumlarını açıklamak için bir metafor olarak kullanılır.
Vatandaşların (STK’lar, aktivistler, sendikalar olarak) devlet müdahalesi veya korkusu olmadan örgütlenme, toplanma ve fikirlerini ifade etme özgürlüğüne sahip oldukları yasal ve politik alanı ifade eder. Otoriter rejimler bu alanı (sivil alanı) daraltmaya çalışır.
Westminster Modeli (İngiltere), gücü tek bir partide toplar, iki partilidir ve kazanan-her-şeyi-alır (çoğunlukçu). Konsensüs Modeli (İsviçre, Belçika), gücü koalisyonlar arasında dağıtır, çok partilidir ve azınlık haklarını korumaya (çoğulcu) odaklanır.
Hükümetlerarası örgütlerin (BM gibi) aksine, ulus-üstü bir yapıda (AB gibi), üye devletler egemenliklerinin bir kısmını (para basma, ticaret kuralları) ortaklaşa kurdukları “üst” bir otoriteye (Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası) devrederler. Bu otoritenin kararları, ulusal hükümetler için bağlayıcıdır.
Robert Putnam tarafından incelenen bu kavram, bir toplumdaki bireyler arasındaki güven, ortak normlar ve sosyal ağlar (dernekler, kulüpler) bütünüdür. Sosyal sermaye ne kadar güçlüyse, o toplumun demokrasiyi işletme ve kolektif sorunları çözme kapasitesi o kadar yüksek olur.
Realizm (anarşi) ile Liberalizm (kurumlar) arasında bir yerdedir. Devletlerin anarşik bir sistemde yaşadığını kabul eder, ancak ortak kurallar, normlar ve kurumlar (diplomasi, hukuk) yoluyla bir “Uluslararası Toplum” oluşturduklarını savunur.
Richard Thaler ve Cass Sunstein’in bu fikri, insanları bir şeyi yapmaya “zorlamak” (paternalizm) veya tamamen “özgür bırakmak” yerine, daha iyi kararlar (sağlıklı beslenme, emeklilik tasarrufu) vermeleri için seçenekleri hafifçe “dürtmektir”. (Örn: Sağlıklı yiyecekleri göz hizasına koymak).
1980’lerden itibaren devleti hantal bulan neoliberal bir yaklaşımdır. Devletin, özel sektör tekniklerini (performans ölçümü, verimlilik, rekabet, özelleştirme) kullanarak daha “etkin” ve “verimli” bir hizmet sunucusu olması gerektiğini savunur.
Fareed Zakaria tarafından popülerleştirilen bu kavram, seçimlerin yapıldığı (demokratik unsur) ancak hukukun üstünlüğü, basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve azınlık hakları gibi liberal unsurların (liberal unsur) zayıfladığı veya hiçe sayıldığı rejimleri tanımlar.
Charles Taylor ve Axel Honneth gibi düşünürlere göre, siyasi mücadeleler sadece kaynakların (para, mal) adil dağıtımıyla (“yeniden dağıtım”) ilgili değildir. Aynı zamanda, azınlık gruplarının, kültürlerinin, kimliklerinin ve yaşam tarzlarının çoğunluk tarafından “tanınması” ve “saygı görmesi” ile de ilgilidir.