Bir devletin, başka bir devletin egemenliğini ihlal ederek, o ülkede yaşanan soykırım, etnik temizlik veya kitlesel insan hakları ihlallerini durdurmak amacıyla (genellikle askeri olarak) müdahale etmesidir. Meşruiyeti (“Koruma Sorumluluğu” – R2P) uluslararası alanda en çok tartışılan konulardan biridir.
Bireyin, kendisini siyasi sistemden dışlanmış, güçsüz ve temsil edilmiyor hissetmesi durumudur. Bu, siyasi katılımın düşmesine (oy vermeme), sisteme olan güvenin azalmasına ve aşırılıkçı görüşlere yönelime neden olabilir.
Sosyal psikolojide, bir kişinin iki çelişkili inanca (örn: “Liderim dürüsttür” ve “Liderim yalan söyledi”) sahip olması durumunda yaşadığı zihinsel rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığı azaltmak için kişi, genellikle gerçeği (yalanı) reddeder veya önemsizleştirir (“vardır bir bildiği”).
John Kingdon’un “Çoklu Akışlar” modeline göre, bir politikanın yasalaşması için üç akışın (Sorun Akışı, Çözüm Akışı, Siyaset Akışı) aynı anda kesişmesi gerekir. Lobiciler ve politika yapıcılar, bu üç akışın birleştiği bu kısa “fırsat penceresinin” açılmasını bekler.
Bu, zengin, sanayileşmiş ülkeleri (“Kuzey” – genelde Batı Avrupa, K. Amerika, Avustralya) ve sömürgecilik sonrası eşitsizliklerle boğuşan, görece yoksul, “gelişmekte olan” ülkeleri (“Güney” – genelde Afrika, Latin Amerika, Asya) tanımlayan jeopolitik bir terimdir.
John Mearsheimer’a göre ise, anarşik sistem devletleri sadece hayatta kalmaya değil, “maksimum güce” (bölgesel veya küresel hegemon olmaya) zorlar. Çünkü bir devletin gelecekteki niyetinden asla emin olamazsınız. En iyi savunma, en güçlü olmaktır.
Kenneth Waltz’a göre, uluslararası sistemin “anarşik” (üst otoritesiz) yapısı, devletleri “hayatta kalmaya” zorlar. Bu yüzden devletler, maksimum güç değil, sadece “yeterli” güç (güvenliklerini sağlayacak kadar) peşindedir. Temel amaçları başka bir devletin hegemonyasını engellemektir.
Chantal Mouffe’un bu teorisi, demokrasinin tam bir uzlaşıya dayanmaması gerektiğini savunur. Siyasi çatışma kaçınılmazdır ve sağlıklıdır. Amaç, siyasi rakipleri “düşman” (yok edilmesi gereken) olarak değil, “hasım” (meşruiyeti kabul edilen ama mücadele edilmesi gereken rakip) olarak görmektir.
(Almanya, Yeni Zelanda modeli) Hem dar bölge (çoğunluk) hem de nispi temsil sistemlerinin iyi yanlarını birleştirmeyi amaçlayan bir seçim sistemidir. Seçmenler iki oy kullanır: Biri kendi bölgelerindeki “aday” için, diğeri ise ülke genelindeki “parti listesi” için. Meclis sandalyeleri, partilerin aldığı oy oranına göre (nispi) dağıtılır ancak kazanan adaylar (dar bölge) da meclise girer.
Siyasal katılım, vatandaşların siyasi karar alma süreçlerini etkileme eylemleridir. Bu, sadece geleneksel katılımı (oy verme, partiye üye olma) değil, aynı zamanda geleneksel olmayan katılımı da (protesto, boykot, sivil itaatsizlik, imza kampanyası, sosyal medya aktivizmi) kapsar.