(Özellikle ABD Senatosu’nda görülür) Bir yasa tasarısının oylanmasını engellemek veya geciktirmek amacıyla, muhalefet üyesinin/üyelerinin kürsüde saatlerce, hatta günlerce aralıksız konuşma yaparak meclis çalışmalarını kilitlemesi eylemidir.
Görev süresinin sonuna yaklaşmış (özellikle yerine başkası seçilmiş ama henüz görevi devretmemiş) olan politikacılar için kullanılır. Bu liderler, siyasi güçlerini ve etki alanlarını kaybetmeye başladıkları için “topal ördek” olarak adlandırılırlar; çünkü artık yeni ve büyük siyasi hamleler yapma veya meclisi etkileme güçleri azalmıştır.
ABD siyasetinden alınan bu kavrama göre, siyasi kararların aslında üç kapalı grup arasındaki çıkar ilişkisiyle belirlendiğini savunur: 1) Bürokratlar (ilgili devlet kurumu), 2) Siyasi Komiteler (Meclis’teki ilgili komisyon), 3) Çıkar Grupları/Lobiler (o alandaki şirketler/STK’lar). Bu üç grup, halkın çıkarları yerine birbirlerinin çıkarlarını koruyarak politikaları şekillendirir.
Siyasette “Asıl” olan seçmendir, “Vekil” ise seçmenin kendi adına karar alması için seçtiği politikacıdır. Problem, vekilin (politikacı) kendi çıkarlarının, asılın (seçmen) çıkarlarıyla çatıştığı durumlarda ortaya çıkar. Seçmen, vekilin her an ne yaptığını tam olarak denetleyemediği için, vekil kendi çıkarları doğrultusunda hareket edebilir.
(Genellikle askeri alanda kullanılır) Bir aktörün, yapacağı bir eylemin maliyetinin (karşı tarafın vereceği yıkıcı cevap), o eylemden elde edeceği kazançtan çok daha fazla olacağına ikna edilmesi yoluyla o eylemi yapmaktan vazgeçirilmesidir. Soğuk Savaş’taki nükleer silahlanma (“Dehşet Dengesi”), klasik bir caydırıcılık örneğidir.
Negatif Özgürlük (örn: “yapma” özgürlüğü), bireyin başkalarının veya devletin müdahalesi “olmadan” hareket edebilmesi durumudur (Konuşma özgürlüğü, din özgürlüğü). Pozitif Özgürlük (örn: “yapabilme” özgürlüğü) ise, bireyin potansiyelini gerçekleştirebilmesi için gerekli kaynaklara ve fırsatlara (eğitim hakkı, sağlık hakkı) sahip olması durumudur.
Liberal düşünür John Stuart Mill tarafından “Özgürlük Üzerine” adlı eserde tanımlanmıştır. Bu ilkeye göre, bir bireyin eylemlerinin tek meşru sınırı, o eylemlerin başkalarına zarar vermesidir. Bireyin sadece kendisine zarar veren (toplumun “beğenmediği” veya “ahlaksız” bulduğu) eylemleri, başkasını etkilemiyorsa devlet veya toplum tarafından engellenemez.
İnsanların siyasi tercihlerini ve ittifaklarını, geleneksel ekonomik sınıflar (işçi, burjuva) veya ideolojiler yerine; ortak paylaştıkları ırk, etnik köken, din, cinsiyet veya cinsel yönelim gibi grup kimlikleri üzerinden belirlemesi durumudur.
Aristoteles, “bozuk” yönetim biçimlerini (Tirani, Oligarşi, Demokrasi/Ohlokrasi) eleştirmiştir. Ona göre ideal yönetim, bu rejimlerin iyi yanlarını birleştiren “Politeia”dır (ılımlı cumhuriyet). Bu sistem, hem zenginlerin (oligarşi) hem de yoksulların (demokrasi) aşırılıklarını törpüleyen, güçlü bir “orta sınıf” tarafından yönetilen dengeli bir rejimdir.
Nispi temsil sistemlerinde, bir partinin meclise girebilmesi için alması gereken asgari oy oranıdır (örn: %7, ). Bu barajın iki temel amacı vardır: 1) Çok küçük ve radikal partilerin meclise girerek siyasi istikrarı bozmasını engellemek, 2) Çok parçalı meclis yapıları yerine daha kolay koalisyon kurulabilen veya tek parti hükümetine olanak tanıyan bir yapı oluşturmak.