Çoğunluk sisteminin (en çok oyu alan kazanır) aksine, Nispi Temsil (örn: Türkiye’deki milletvekili seçimi), partilerin ülke genelinde veya bir seçim bölgesinde aldıkları oy oranına ( oy alana, sandalyelerin yaklaşık ‘u verilir) göre mecliste temsil edilmesini sağlar. Amacı, meclisin toplumsal dağılımı daha adil yansıtması ve küçük partilere de şans tanımasıdır.
Üniter Devlet (örn: Türkiye, Fransa), egemenliğin tek bir merkezi hükümette toplandığı devlettir. Yerel yönetimlerin yetkileri, merkezin devrettiği kadardır. Federal Devlet (örn: ABD, Almanya), egemenliğin merkezi hükümet (federasyon) ile eyaletler (federe devletler) arasında Anayasa ile paylaşıldığı devlettir. Eyaletlerin kendi yasama ve yürütme organları bulunur.
Ekonomik bir kâr elde etmek için üretim, yenilik veya rekabet yoluyla değil, siyasi bağlantılar ve lobi faaliyetleri yoluyla (vergi avantajı, tekel hakkı, teşvik almak gibi) devleti manipüle etme çabasıdır. Rant kollama, kaynakların verimsiz kullanılmasına ve yolsuzluğa yol açar.
Elisabeth Noelle-Neumann tarafından geliştirilen bu teoriye göre, insanlar kendi görüşlerinin toplumdaki “azınlık” görüşü olduğunu hissederlerse, dışlanma veya tecrit edilme korkusuyla bu görüşlerini kamuoyu önünde ifade etmekten çekinirler. Azınlık sessizleştikçe, çoğunluğun görüşü gerçekte olduğundan daha baskın görünür ve bu da sessizliği bir sarmal gibi artırır.
Bu medya teorisine göre, medya insanlara “ne düşüneceklerini” (hangi partiyi destekleyeceklerini) doğrudan söylemekte başarılı olmayabilir, ancak “neyi düşüneceklerini” (hangi konuların önemli olduğunu) belirlemekte son derece başarılıdır. Medyanın sürekli vurguladığı bir konu, kamuoyu tarafından ülkenin en önemli sorunu olarak algılanır.
Siyaset biliminde en çok kabul gören teorilerden biridir. Buna göre, yerleşik demokratik rejimler birbirleriyle savaşmazlar. Bunun nedeni, demokratik ülkelerin çatışmaları diplomasi yoluyla çözme kültürüne sahip olmaları, liderlerin kamuoyuna hesap vermek zorunda olmaları ve birbirlerini “düşman” olarak değil, “meşru” olarak görme eğilimleridir.
Uluslararası ilişkilerde, bir devletin tamamen savunma amacıyla silahlanması, diğer devletler tarafından bir tehdit olarak algılanabilir. Tehdit algılayan bu devletler de kendilerini korumak için silahlanır. Sonuç olarak, hiçbir devlet saldırmak istemese bile, karşılıklı güvensizlik ve artan silahlanma, bir “güvenlik ikilemi” yaratarak savaşa yol açabilir.
John Rawls’un “Adalet Teorisi”nde ortaya attığı bir düşünce deneyidir. Adil bir toplumun kurallarını belirleyecek kişilerin, o topluma geldiklerinde hangi cinsiyette, ırkta, zenginlikte veya statüde olacaklarını bilmedikleri varsayımsal bir “bilinmezlik peçetesi” arkasında karar vermeleri gerekir. Rawls’a göre, ancak bu şekilde, en dezavantajlı konumda olma riskini hesaba katarak herkes için adil bir sistem kurabilirler.
Başkanlık Sistemi‘nde (ABD gibi) yürütme (Başkan) ve yasama (Meclis) kesin bir çizgiyle ayrılır ve halk her ikisini de ayrı ayrı seçer. Parlamenter Sistem‘de (İngiltere, Almanya gibi) ise yürütme (Başbakan ve Bakanlar), yasamanın (Meclis) içinden çıkar ve ona karşı sorumludur. Halk sadece meclisi seçer. Her sistemin denge-denetleme mekanizmaları farklıdır.
1. Dünya Savaşı’ndan sonra, bazı devletlerin “kendi kendini yönetemeyecek kadar gelişmemiş” olduğu varsayılarak, Milletler Cemiyeti tarafından daha “gelişmiş” bir devletin yönetimine (mandasına) verilmesi sistemidir. Bu, sömürgeciliğin yeni bir formu olarak eleştirilmiştir.